2026, yapay zekanın (AI) bir “deney alanı” olmaktan çıkıp kurumsal kimliğin merkezine yerleştiği kırılma yılı olacak. Bugün kuruluşların %88’i AI kullanıyor olsa da yalnızca %6’sı ölçeklenebilir ve somut ticari değer üretebiliyor; bunun nedeni teknolojiden çok stratejik iş modeli ve uygulama eksikliği. Başarılı kurumlar AI’ı mevcut yapılara eklemek yerine, iş akışlarını “AI-First” bakış açısıyla yeniden tasarlıyor ve veri kalitesi ile süreç mimarisini donanım yatırımlarının önüne koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, CEO ve Yönetim Kurulu’nun AI’ı doğrudan P&L sorumluluğu olarak sahiplenmesine, sonuç odaklı gösterge panelleriyle verimlilik, hız ve maliyet etkilerinin düzenli ölçülmesine bağlıdır.
Performans kadar kritik olan diğer boyut ise güven ve yönetişimdir. Önyargı yönetimi, açıklanabilirlik ve insan denetimi tasarımın başında kurgulanmadıkça, otonom AI sistemleri sürdürülebilir değer üretemez; bu konu bir BT başlığı değil, kurumsal risk ve liderlik meselesidir. Aynı zamanda çalışanlarla kurulan açık ve dürüst iletişim belirleyici olacaktır: AI’ın rolünü netleştiren, reskilling’i stratejik yatırım olarak gören ve dönüşümü insan hikâyeleriyle anlatan markalar öne çıkacaktır. Türkiye’nin insan merkezli AI liderliğiyle bölgesel bir örnek haline gelmesi mümkündür; bunun için AI’ı bir araç değil, yeni bir yönetim kültürü olarak konumlandırmak ve yönetim kurullarından sadece onay değil, sonuç sorumluluğu talep etmek gerekir.